top of page
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının hikâyesini anlatan politik fotoroman: “Aşk Olsun Çocuk”

Deniz Gezmiş’in yaşamını yitirmesinin 50. yıldönümünde, Gezmiş ve arkadaşlarının hikayelerini anlatan sanatçı Ali Cabbar’ın kaleme aldığı “Aşk Olsun Çocuk” okurlarla buluşuyor. Cabbar’la yeni kitabını ve yazma serüvenini konuştuk.

Edanur Tanış - Medyascope

Sanatçı Ali Cabbar’ın yazdığı “Aşk Olsun Çocuk” Deniz Gezmiş’in idamının 50. yıldönümünde Gezmiş’in 25 yılını, arkadaşlarını ve dönemin atmosferini anlatan 25 bölümlük bir politik fotoroman. Fotoroman, Gezmiş ve arkadaşlarının doğduğu 1947’de başlıyor ve idam edildiği 1972 sonuna kadar devam ediyor.

“Aşk Olsun Çocuk” okurlarıyla ücretsiz buluşuyor. Cabbar’la fotoromanı ve yazmaya başlama hikayesini konuştuk.

“Deniz ve diğer 68’liler katledilmeselerdi şimdi daha özgür bir ülkede yaşıyor olacaktık”

Gezmiş’in çocukluk kahramanı olduğunu söyleyen Cabbar, Gezmiş’in kendisi için ne ifade ettiğini şu sözlerle anlattı:

“Kitap ilerledikçe, araştırmalarım derinleştikçe ve onu daha iyi tanıdıkça anladım ki hep kahramanım kalacak. Amacım onu efsaneleştirmek değil ancak liderlik özellikleri çok güçlü, haksızlığa tahammülü sıfır ve boyun eğmeyen müthiş bir kişilik.”

Gezmiş’in yaşamının, kendisinden bir sonraki kuşağın politikleşmesine ve aynı idealleri paylaşmasına sebep olduğunu dile getiren Cabbar, bu kişilerden birinin de kendisi olduğunu sözlerine ekledi. Gezmiş ve arkadaşlarının da etkisiyle yoğun bir politik ortamda yaşadığını anlatan Cabbar, “Buna 12 Eylül darbesi sonrasında tutuklanmam da dahil. O günlerin Türkiye’sinde zaten ‘apolitik’ kalmak mümkün değildi. Dolayısıyla bu süreç bir sanatçı olarak bende derin izler bıraktı. Deniz ve diğer 68’liler katledilmeselerdi şimdi daha özgür bir ülkede yaşıyor olacaktık” dedi.

Cabbar, kitabını politik fotoroman olarak tanımlamasının nedenini şu sözlerle açıkladı:

“Fotoroman genelde romantik bir aşk hikayesi anlatır. Aslında anlatırdı demek lazım çünkü artık popülerliğini yitirdi. Ama sorunuzu anlıyorum. Deniz Gezmiş’i ve çağını anlattığınızda politik olmak zorundasın ama neden fotoroman formatını seçtin? İkisi birbiriyle çelişmiyor mu? Bence çok ilginç bir proje ortaya çıktı. Eski fotoromanlarda hikayenin fotoğraf kareleriyle anlatılmasına benzer bir şekilde, burada da öykünün görsel tarafı sanatsal müdahale yoluyla değiştirdiğim fotoğraflardan ve gazete kupürlerinden oluşuyor.”

Son bölümlerde daha önce yayınlanmamış yeni bilgiler var

Tefrika yönteminden hiç endişe duymadığını söyleyen Cabbar, kitabın yayın sürecinde giderek hız kazandığını söyledi. 1940’lı ve 1950’li yıllar Gezmiş’in çocukluğuna denk geldiği için kitapta daha genel olaylara yer verdiğini belirten Cabbar, “Halbuki sona yaklaşırken müthiş bir heyecan, isyan ve hüzün duygusuyla öykü akmaya başladı. Okurlardan gelen tepkiler ve yeni kaynaklara ulaşma süreci içinde bir nevi ‘canlı yayın’ moduna girdim” diye konuştu. Cabbar, kitapta Gezmiş’le ilgili daha önce yayımlanmamış bilgiler de olduğunu vurgularken sözlerine şöyle devam etti:

 

“Bu süreçte bu vesileyle teşekkür etmek istediğim, son iki ayda bana gönüllü editörlük yapan bir grup 68’linin büyük payı var. Hepsi Deniz Gezmiş’in arkadaşları. Deniz’le aynı evi, aynı koğuşu, aynı hücreleri paylaşmış kişiler. Bahsettikleri ayrıntılar veya anlattıkları anekdotlar kitaba apayrı bir renk kattı. Özellikle son bölümlerde daha önce yayımlanmamış yeni bilgiler ya da yanlış olarak paylaşıla paylaşıla ‘doğru’ kabul edilmiş bazı bilgilerin düzeltilmiş halleri de yer alıyor.”

2022’nin sadece Gezmiş ve arkadaşları Yusuf Aslan ile Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin değil; Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Ömer Ayna ve Deniz’in “kankası” Cihan Alptekin’in öldürülmelerinin de 50. yıldönümü olduğunu hatırlatan Cabbar, “1971’de Nurhak’ta öldürülen Sinan Cemgil ve arkadaşlarını da eklersek; 1968-1972 arasında, 20-25 yaşlarında, çoğunluğu üniversite öğrencisi bir sürü parlak genç katledildi. Dolayısıyla Deniz Gezmiş’i anlatmak için o dönemi bütünüyle anlamak gerekiyor. Neden bu kadar genç isyan bayrağını açtı? Neden Türkiye’deki yönetim zaten zorbaca yönettiği ülkeyi daha da kanlı bir diktatörlüğe sürükledi? Türkiye’de bunlar yaşanırken dünya güllük gülistanlık mıydı?” diye sordu. 

Gezmiş ve arkadaşlarının henüz 20’li yaşlarına gelmeden devrime kalkışmalarının ardındaki nedenleri ve bu cesareti nereden bulduklarını anlatmak istediğini belirten Cabbar, o dönem verilen kararların nasıl şekillendiği anlaşılarak bugünkü Türkiye’ye dair sebep-sonuç ilişkisi kurulabilecek olaylar göz önüne çıksın istediği için hikayelerini tarihsel doku içinde aktardığını söyledi.

 

Kitabın ismi Can Yücel’in “Mare Nostrum” şiirindeki bir dizeden geliyor

“Aşk Olsun Çocuk”un kariyerinin neresinde durduğunu sorduğum Cabbar; fotoromanın sanat kariyeri açısından değişik bir deneyim olduğu, dokuz ay önce başladığı bu projenin kontrolünden çıktığı, kendisini yönetir hale geldiği cevabını verdi. “Küçük bir sanatçı kitabı tasarlamak isterken kendimi çok sayfalı bir resimli roman üzerinde çalışırken buldum” diye devam eden Cabbar, şunları ekledi:

“Ama seçtiğim konu tahminimden de zevkli çıktı. Beni içine çekti. Can Yücel’in ‘Mare Nostrum’ şiirindeki bir dizeden esinle ‘Aşk Olsun Çocuk’ adını verdiğim kitaba başladığımdan beri kendimi adeta performans yapar gibi hissediyorum. Aylardır bu kitapla yatıp kalkıyorum. Kitap bittiğinde performans da bitecek ve sanırım bende büyük bir boşluk bırakacak. Tekrar hatırlatayım, son sayı 28 Ağustos Pazar günü yayımlanacak. Çok sayfalı bir bölüm olacak. Mutlaka zaman ayırın.”

Okuyucu mektuplarının çok teşvik edici ve kimi zaman çok duygusal olduğunu dile getiren Cabbar, “Genellikle güzel ve gayrete getirici mesajlar içeriyor. Bunların bir kısmına son sayımızın son sayfalarında yer veriyorum. En çok, kitap olarak basılıp basılmayacağı merak ediliyor. Birkaç hafta önce ‘Aşk Olsun Çocuk’ için bir Facebook sayfası açtım. Haftalık yayın bittikten sonra Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının hikayesi orada değişik şekilde devam edecek. Fotoromanda kısaca geçmek zorunda kaldığımı bazı önemli konuları orada daha detaylı anlatacağım” diye konuştu.

Kendisini bir yazar olarak görmediğini söyleyen Cabbar’ın, hayatını anlatmak istediği çok kişi var ancak bunu yapabilir mi emin değil. Cabbar’a göre ‘Aşk Olsun Çocuk’ şimdilik türünün tek örneği olarak kalacak gibi görünüyor. 

aşk olsun web için.jpeg
bottom of page